Meme koruyucu cerrahi, erken evre meme kanseri tedavisinde, memenin tamamının alınması (mastektomi) yerine, yalnızca tümörlü dokunun çevresindeki bir miktar sağlam doku ile birlikte çıkarıldığı modern bir ameliyattır. Halk arasında “lumpektomi” olarak da bilinen bu yaklaşımın temel amacı, onkolojik güvenliği sağlarken memenin doğal formunu ve estetik görünümünü korumaktır. Gelişmiş onkoplastik cerrahi tekniklerinin de entegre edilmesiyle, bu yöntem hem kanserle etkin bir mücadele sunar hem de hastanın ameliyat sonrası vücut algısını ve yaşam kalitesini en üst düzeyde tutmayı hedefler.
Genel Cerrahi Uzmanı
2002’de Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 2009’da Başkent Üniversitesi’nde Genel Cerrahi uzmanlığımı tamamladım. Elmadağ Devlet Hastanesi’nde görev yaptıktan sonra Başkent Üniversitesi’nde çalışmaya başladım; 2014’te Dr. Öğr. Üyesi, 2021’de Doçent oldum. 2015-2022 arasında Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Sorumlu Doktorluğu yaptım. 1000’den fazla böbrek, 300’e yakın karaciğer nakli ve 2500’e yakın ameliyata katıldım. 2022’den itibaren Bayındır Sağlık Grubu’nda, 2023’ten itibaren Ankara Medipol Üniversitesi’nde Genel Cerrahi AD Başkanı olarak görev yapıyorum. 82 uluslararası makale, 400+ atıf, 150+ bildiri, 3 kitap bölümüm var. Aynı zamanda Çankaya’daki özel muayenehanemde hizmet veriyorum.
Hakkımda İletişimMeme Koruyucu Cerrahi Nedir ve Neden Bu Kadar Önemlidir?
Meme kanseri cerrahisi, son yıllarda baş döndürücü bir değişim geçirdi. Yakın geçmişe kadar standart tedavi, kanserin yayılma şekliyle ilgili o günkü bilgiler doğrultusunda, memenin tamamının, altındaki göğüs kaslarının ve koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin alındığı çok büyük ameliyatlardı. Bu yaklaşımın tek bir odak noktası vardı: hastayı hayatta tutmak. Ameliyatın vücutta bıraktığı izler, fonksiyonel kayıplar ve psikolojik etkiler, bu ana hedefin gölgesinde kalıyordu.
Neyse ki bilimsel araştırmalar ve kanserin biyolojisini daha derinlemesine anlamamız sayesinde bu tablo tamamen değişti. Yapılan çok büyük ve güvenilir çalışmalar erken evre meme kanserinde, memenin tamamını almanın (mastektomi), sadece tümörlü bölgeyi alıp ardından radyoterapi (ışın tedavisi) uygulamakla karşılaştırıldığında hayatta kalma oranları açısından hiçbir fark yaratmadığını kesin olarak kanıtladı. Bu tıp dünyasında bir devrimdi. Artık “ne kadar büyük ameliyat, o kadar iyi sonuç” anlayışı, yerini “gerektiği kadar etkili ve olabildiğince az hasar verici tedavi” anlayışına bıraktı.
Bu yeni ve modern anlayışla birlikte meme cerrahisinin başarı tanımı da yeniden şekillendi. Artık başarı, birbiriyle iç içe geçmiş üç temel hedefin aynı anda sağlanmasıyla ölçülüyor.
- Hastalığı tamamen temizlemek
- Tedaviye bağlı sorunları en aza indirmek
- İyi bir estetik sonuç elde etmek
Bu üç hedef, adeta bir sacayağı gibidir; biri eksik kaldığında tedavi tam anlamıyla başarılı sayılmaz. Kısacası meme koruyucu cerrahi sadece bir ameliyat tekniği olmanın çok ötesinde, hastayı bir bütün olarak gören, kanseri tedavi ederken hastanın fiziksel ve ruhsal iyiliğini de önceliklendiren modern ve insancıl bir felsefenin cerrahideki yansımasıdır.
Kimler Meme Koruyucu Cerrahi İçin Uygun Bir Adaydır?
Meme koruyucu cerrahi kararı, her hasta için özel olarak birçok faktörün bir arada değerlendirildiği hassas bir süreçtir. Bu adeta kişiye özel bir elbise dikmek gibidir; herkesin durumu beklentisi ve tıbbi özellikleri farklıdır. Doğru hasta seçimi, hem tedavinin başarısı hem de hastanın uzun vadedeki mutluluğu için kritik öneme sahiptir. Temel prensip, kanserli dokunun, memede kabul edilebilir bir estetik görünüm bırakacak şekilde tamamen ve güvenle çıkarılabilmesidir.
Genel olarak bu cerrahiye uygun adayların taşıdığı bazı ortak özellikler vardır:
- Erken evre meme kanseri
- Tümör boyutunun meme hacmine uygunluğu
- Tek bir tümör odağı
- Hastanın kendi tercihi
Yani genellikle Evre I veya Evre II olarak bilinen, tümörün henüz çok büyük olmadığı veya vücudun başka yerlerine yayılmadığı durumlar en ideal hasta grubunu oluşturur. Burada tümörün santim olarak boyutu tek başına bir kriter değildir. Asıl önemli olan tümörün memenin genel hacmine olan oranıdır. Örneğin küçük bir memedeki 3 cm’lik bir tümör ciddi bir şekil bozukluğuna yol açabilirken, büyük bir memedeki aynı boyutta bir tümör estetik bir sorun yaratmadan rahatlıkla çıkarılabilir. Ve elbette, tüm tıbbi şartlar uygun olduğunda, hastanın kendi arzu ve tercihi, bu yolda atılacak en önemli adımlardan biridir.
Hangi Durumlarda Meme Koruyucu Cerrahi Önerilmez?
Her hasta meme koruyucu cerrahi için uygun olmayabilir. Bazı durumlarda, memenin tamamının alınması (mastektomi), kanserin tekrarlama riskini en aza indirmek için onkolojik olarak daha güvenli ve gerekli bir seçenektir. Bu karar, hastanın güvenliğini her şeyin önünde tutan bir yaklaşımla verilir. Bu durumlar şunlardır:
- Memenin farklı bölgelerinde birden fazla tümör
- İnflamatuar (iltihabi) meme kanseri
- Radyoterapi (ışın tedavisi) alamama durumu
- Yaygın şüpheli mikrokalsifikasyonlar
- Temiz cerrahi sınıra ulaşılamaması
- Gebelik (ilk dönemler)
Bu durumları biraz daha açmak gerekirse; örneğin kanser, memenin birbirinden uzak, farklı bölgelerine yayılmışsa, bunların hepsini tek bir estetik ameliyatla temizlemek mümkün olmaz. İnflamatuar meme kanseri gibi daha agresif türler, doğası gereği tüm meme dokusuna ve cildine yayıldığı için, sadece bir kısmını çıkarmak yetersiz kalır. Meme koruyucu tedavinin ikinci ve zorunlu adımı radyoterapi olduğu için, gebelik veya daha önce aynı bölgeye ışın tedavisi almış olmak gibi radyoterapiye engel bir durum varsa, bu cerrahi de bir seçenek olmaktan çıkar. Bazen de yapılan ameliyata rağmen, çıkarılan dokunun kenarında hala tümör hücreleri kalabilir ve daha fazla doku çıkarmak memede kabul edilemez bir şekil bozukluğuna yol açacaksa, en güvenli yol mastektomiye geçmektir.
Ameliyat Öncesi Kitle ‘İşaretlemesi’ İçin Hangi Yöntemler Kullanılır?
Tarama mamografilerinin yaygınlaşması sayesinde artık meme kanserlerinin önemli bir kısmı, henüz elle hissedilir bir kitleye dönüşmeden, çok erken bir aşamada yakalanmaktadır. Bu şüphesiz harika bir gelişmedir. Ancak bu durum cerrah için yeni bir zorluk ortaya çıkarır: Elle hissedilemeyen bir kitle ameliyatta nasıl bulunur? Cerrahın, geniş bir doku çıkararak hem memeye gereksiz yere zarar vermesini önlemek hem de doğru noktayı bulduğundan emin olmak için, ameliyat öncesinde bu şüpheli alanın bir şekilde “işaretlenmesi” gerekir.
Yıllardır kullanılan klasik yöntem ameliyat sabahı radyoloji bölümünde, şüpheli bölgeye ultrason veya mamografi eşliğinde ince bir tel yerleştirilmesidir. Telin bir ucu içeride kalırken, diğer ucu deriden dışarı çıkar. Cerrah ameliyatta bu teli bir kılavuz olarak kullanarak kitleye ulaşır. Ancak bu yöntem telin yerinden kayma riski, hastanın memesinden sarkan bir telle ameliyatı beklemesinin yarattığı stres ve cerrahın ameliyat kesisini telin giriş noktasına göre yapmak zorunda kalması gibi bazı dezavantajlara sahiptir.
Günümüzde telin yarattığı stresi ve lojistik sorunları ortadan kaldıran çok daha konforlu ve modern ‘telsiz’ yöntemler bulunmaktadır.
- Radyoaktif “tohum”
- Radar reflektörleri
- Manyetik “tohum”
Bu yeni nesil teknolojilerde, pirinç tanesinden daha küçük bir işaretleyici, ameliyattan günler öncesinde rahat bir şekilde kitleye yerleştirilir. Ameliyat sırasında cerrah, bu işaretleyiciden gelen sinyali algılayan kalem benzeri özel bir cihaz kullanarak hedefe noktasal bir hassasiyetle ulaşır. Bu yöntemler hem hastanın konforunu artırır hem de cerraha ameliyat kesisini memenin en uygun estetik bölgesinden (meme başı çevresi veya meme altı kıvrımı gibi) yapma özgürlüğü tanıyarak çok daha iyi kozmetik sonuçlar elde edilmesini sağlar.
Meme Koruyucu Cerrahi Teknikleri Nelerdir?
Meme koruyucu cerrahi, basit bir tümör çıkarmadan, memeyi yeniden şekillendiren karmaşık sanatsal işlemlere kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar. Hangi tekniğin seçileceği; tümörün boyutuna, memedeki konumuna, hastanın meme yapısına ve estetik beklentilerine göre titizlikle belirlenir. Bu adeta bir terzinin kumaşa ve modele göre en uygun kesimi yapmasına benzer.
Standart Lumpektomi
Bu en temel tekniktir. Kanserli doku, etrafında bir miktar sağlam doku ile birlikte çıkarılır. Genellikle küçük tümörlerde ve çıkarılan doku hacminin memenin genel hacmine oranla az olduğu durumlarda iyi sonuç verir. Ancak özellikle memenin alt ve iç kısımlarındaki tümörlerde veya çıkarılan doku miktarı arttıkça, ameliyat sonrası memede çöküntü, şekil bozukluğu ve iki meme arasında belirgin bir asimetri gibi estetik olarak tatmin edici olmayan sonuçlar ortaya çıkabilir.
Onkoplastik Cerrahi: Kanser Cerrahisi ile Estetiğin Buluşması
Onkoplastik cerrahi, standart yöntemin estetik açıdan yetersiz kalabildiği durumlar için geliştirilmiş, kanser cerrahisi (onkoloji) ilkeleriyle plastik cerrahi tekniklerini birleştiren ileri bir yaklaşımdır. Bu yöntemin iki eş zamanlı hedefi vardır: Bir yandan kanseri çok daha geniş ve güvenli sınırlarla temizlerken, diğer yandan geriye kalan meme dokusunu bir heykeltıraş gibi yeniden şekillendirerek doğal, simetrik ve estetik bir meme formu oluşturmak. Onkoplastik cerrahi, sadece bir “estetik dokunuş” değil aynı zamanda daha üstün bir kanser ameliyatıdır. Çünkü bu tekniklerin doğası gereği cerrah, tümörü çok daha geniş bir sağlam dokuyla çıkarma imkanı bulur. Bu da tümörün sınırda kalma riskini ve dolayısıyla ikinci bir ameliyat ihtiyacını önemli ölçüde azaltır.
Onkoplastik cerrahi, temelde iki ana prensibe dayanır.
- Hacim Kaydırma Teknikleri
- Hacim Yerine Koyma Teknikleri
Hacim kaydırma tekniklerinde, memenin kendi dokusu, tümörün çıkarılmasıyla oluşan boşluğu doldurmak için kullanılır. Bu adeta memenin kendi içinde bir yeniden düzenlenmesidir. Özellikle orta ve büyük hacimli memelerde, bu tekniklerle bir meme küçültme veya dikleştirme ameliyatı yapılır gibi planlama yapılır. Tümör bu estetik ameliyatın bir parçası olarak çıkarılır ve kalan dokularla daha küçük, daha dik ve estetik bir meme yaratılır. Mükemmel bir simetri için genellikle aynı seansta karşı memeye de benzer bir estetik işlem uygulanır. Hacim yerine koyma teknikleri ise, çıkarılan doku çok fazla olduğunda veya hastanın meme hacmi küçük olduğunda devreye girer. Bu durumda eksik hacmi tamamlamak için sırt veya koltuk altı gibi komşu bölgelerden hazırlanan doku parçaları memeye taşınır.
“Cerrahi Sınır Temizliği” Kuralı Meme Koruyucu Cerrahi İçin Ne İfade Eder?
“Cerrahi sınır” terimi, çıkarılan tümörlü dokunun en dış kenarlarını ifade eder. Patoloji uzmanı, bu dokuyu özel bir mürekkeple boyadıktan sonra mikroskop altında inceler. Eğer kanser hücreleri bu mürekkepli kenara değiyorsa, buna “pozitif cerrahi sınır” denir. Bu memede hala kanserli doku kalmış olabileceği anlamına gelir ve hastalığın tekrarlama riskini artırır. Bu nedenle meme koruyucu cerrahideki temel hedeflerden biri, “negatif” yani “temiz” cerrahi sınırlara ulaşmaktır.
Yıllar süren araştırmalar ve biriken tecrübeler sonucunda, “temiz sınır” tanımının her kanser tipi için aynı olmadığı anlaşılmıştır. Bilimsel kanıtlara dayalı olarak iki farklı kanser durumu için iki farklı “temizlik” kuralı belirlenmiştir.
- İnvaziv Kanser: “Tümör boyaya değmesin” kuralı
- DCIS (Kanal İçi Kanser): “En az 2 mm mesafe” kuralı
İnvaziv kanser, yani süt kanalı veya lobül dışına taşma potansiyeli olan kanser türü için kural nettir: Kanser hücreleri ile dokunun boyalı kenarı arasında en ufak bir mesafe bile varsa, bu sınır temiz kabul edilir. Daha geniş mesafelerin (örneğin 2 mm veya 5 mm) ek bir fayda sağlamadığı kanıtlandığı için, “sınıra yakın ama temiz” sonuçlar için tekrar ameliyat yapılması genellikle gerekmez. DCIS ise, süt kanallarının içinde sınırlı kalan, ancak bazen kanal boyunca kesintili bir şekilde ilerleyebilen bir kanser öncüsü durumdur. Bu “atlamalı” ilerleme potansiyeli nedeniyle, mikroskopta görünmeyen küçük odakların geride kalma riskine karşı daha temkinli bir yaklaşım gerekir. Bu yüzden DCIS için, tümör ile cerrahi sınır arasında en az 2 mm’lik bir sağlam doku mesafesi olması, daha güvenli bir “tampon bölge” olarak kabul edilir.
Meme Koruyucu Cerrahi Sırasında Koltuk Altı Lenf Bezlerine Nasıl Yaklaşılır?
Tıpkı memedeki ameliyat gibi, koltuk altı lenf bezlerine yönelik yaklaşım da son yirmi yılda inanılmaz bir değişim gösterdi. Eskiden, kanserin yayılıp yayılmadığını anlamak ve yayılmışsa temizlemek amacıyla, koltuk altındaki lenf bezlerinin neredeyse tamamı çıkarılırdı. Bu işlem (aksiller lenf nodu diseksiyonu), onkolojik olarak etkili olsa da hastaların hayat kalitesini ciddi şekilde düşüren, ömür boyu sürebilen lenfödem (kol şişmesi), kronik ağrı, uyuşukluk ve omuz hareketlerinde kısıtlılık gibi önemli yan etkilere yol açıyordu.
Neyse ki “Sentinel (Bekçi) Lenf Nodu Biyopsisi” adı verilen devrim niteliğindeki yöntem sayesinde bu durum artık tarih oldu. Bu yöntemin ardındaki mantık oldukça basittir: Kanser hücreleri lenf yoluyla yayılırken, belirli bir yolu izleyerek önce bir veya birkaç tane “bekçi” veya “nöbetçi” lenf noduna uğrar. Eğer bu ilk durak olan bekçi lenf nodları temizse, kanserin daha ileri gitmemiş olma olasılığı %95’in üzerindedir. Ameliyat sırasında, özel bir mavi boya ve/veya radyoaktif madde ile bu ilk bekçi lenf nodu bulunarak sadece o çıkarılır. Eğer patoloji sonucu temiz gelirse, diğer lenf bezlerine dokunulmaz.
Bu yöntemin getirdiği en büyük avantajlar şunlardır:
- Lenfödem (kol şişmesi) riskinde ciddi azalma
- Daha az ağrı ve uyuşukluk
- Daha hızlı iyileşme
- Daha iyi omuz fonksiyonu
Peki bekçi lenf nodunda kanser bulunursa ne olur? Eskiden bu durumda standart olarak koltuk altındaki tüm lenf bezleri temizlenirdi. Ancak yapılan büyük çalışmalar gösterdi ki özellikle meme koruyucu cerrahi ve ardından tüm meme radyoterapisi alacak hastalarda, 1 veya 2 bekçi lenf nodunda az miktarda kanser saptansa bile, geri kalan lenf bezlerini temizlemek hastanın hayatta kalma süresine bir katkı sağlamıyor. Çünkü radyoterapi, memeyi ışınlarken koltuk altının bir kısmını da tedavi ederek kalan mikroskobik hastalıkları etkin bir şekilde yok ediyor. Bu bilgi, binlerce hastayı gereksiz bir ikinci ameliyattan ve onun getireceği sorunlardan korumuştur.
